Doğa İçimizde
Bir sonbahar akşamı ağaçlar yapraklarını döküyordu. Kurumuş beş yapraklı çınar sarılıklarının birbirinden farklı renkleri ile birlikte irili ufaklı diğer ağaçlara ait yapraklar kah yerlerde kah havada değişik tonlardaki kızıllaşmış renkleriyle hafif esen rüzgarın etkisiyle yerlerde ve havada dönüp durmaktaydılar. Yerlerdeki dökülmüş yaprakları toplayan yaşlı çöpçü her sene aynı şey diyerek kendi kendine söyleniyordu. Dağılan yaprakları toplamanın hele biraz da rüzgâr varsa zorluğundan şikayetçiydi. Yaprakları toplamak için çabalarken kaçtıkça kovalanan bir kadına benzetiyordu. Rahatsız edecek hafif esen bir rüzgâr dahi olsa bulundukları yerden farklı bir yere uçmaya hazırdılar. Yaşadığı ortak hayatla çocuklarının geleceğinden korktuğunda ve ortak yaşamını en sonuna kadar bekleyip birlikte yaşadığı kişiden umudunu iyice kestiğinde bin bir emek vererek kurduğu yuvasından çocuklarıyla birlikte uçabilecek kadar cesaretli ve nazlı yaratılışa sahip olduklarını düşünüyordu. Yaşlı çöpçü gün ağarmasına rağmen halen görevini devam ettirirken yolun kenarında yığılmış bir halde yatan adamı fark ettiğinde durakladı.Yanına yaklaştığında adamın nefes alıp verdiğini gördüğünde endişesi yok olmuştu. Yavaşça yaklaşarak adamı kımıldatmaya çalışsa da alkolden sızdığını kokusundan anlamıştı. Bir kere daha omuzuna dokundu. Kımıldamamıştı. Bekledi. Etrafta kimse yoktu. Bir an ne yapacağını bilemedi. Sigara içmenin tam sırasıydı. Sigarası bittikten sonra sızmış olan kişiye tekrar dokunarak uyandırmaya çalıştığında kımıldadığını fark etti. Kim bilir hangi nedenler bu kadar içip sızmasına neden olmuştu diye düşündü.Hayat her an yeni sürprizlere açıktı.Yaşlı çöpçü kendi dertleriyle baş başaydı. Geçmişte yaşadığı dertleri ile birlikte gelecekte sevdikleri için beklediği korkuları bir an için hafızasından gelip geçti. Korkular hayatın her aşamasında insanın ortağıydı. Ne onunla ne de onsuz yaşamı sürdürme mecburiyeti vardı.Yine de doğanın kendi içinde sağladığı dengeleri nedeniyle doğa ananın içinde olmak ve sağladıklarına uymak ve desteğinin olmasıyla korkunun hakkından gelinirdi. Bir an için çocukluğundaki yüksek dağların arasındaki köyüne gitti. Yalnızlığın tam içindeydi. Çocuk olmasına rağmen doğasal yaşamın kişinin yalnızlığıyla ne kadar uyumlu olduğunu hatırladı. Doğadaki yaşamının huzurlu yaşama kucak açtığını ve korkularını var edenin veya etkisiz hale getirenin yaşamının özünü oluşturan doğa olduğunu anımsadı. Şimdiki yaşamını şehir hayatıyla karşılaştırdı. Bir şeyleri şehir hayatında hep noksandı. Kişi doğanın evladıydı. Onsuz bir hayatının olmayacağını bilmesine rağmen yaşam şartlarını ekonomik kazançlarından dolayı yönlendirenlerin ve insanların daha sosyal bir hayat içinde her türlü yerel baskıdan kurtulma çabalarıyla şehir hayatında doğasızlığa doğru sürüklendiklerini fark etti. Kalabalıklar insanı cezbediyordu. Yavaş yavaş doğayı terk ediyorlardı. Bu terk edişlerine değişik kılıflar buluyorlardı. Şehirler güvenli ve her şeye daha kolay ulaşılıyor nedenlerini öne sürenler vardı. İnsanların arayışları bitmeyecekti. Kim bilir. Belki de gelecek yüzyıllarda daha farklı nedenlerle yeryüzünde yeni yerleşim yerlerine sahip olmanın yollarını düşünüp bulacaklardı. Yanındaki sızmış olan adam yavaşça kalktı ve gitti. Yaşlı çöpçü yine işini yapmaya devam etti. Yalnızlığıyla.