Geçmişteki Toprak Yüzlü Kadın
Kişi duygularında iz bırakan ile çok isterse karşılaşırmış. Bu karşılaşma çok nadir şekilde birbirini fark etmeden olurken, bazen de aynı şehrin kalabalığında hiç umulmadık yerlerde karşı karşıya gelinme ihtimali ile de olabilirdi. Peki ya uzak ülkelerde yaşadıktan sonra bırakılan duygu bağına ne demeli? Yüzlerin unutulmayan yansımalarını arada onca mesafe varken, bunca zaman geçmişken ulaşamama çaresizliğini yaşarken gidip görmek mümkün olabilir mi? Nerede olduğu kesin olarak bilinmeyen bir duygusal bağı görememek ihtimali ne kadar da çoktu. Acaba bu haliyle içimizde kalsa daha mı iyi olurdu? Düşüncelerde, duygularda, hatıralarda isteklerimizle baş başa kalıp yaşadığımız ülkede her zamanki gibi şehrin kalabalığında yürüyorken bunları yaşıyordum. Şehrin içinde canlı varlıklar koştururken kendimin içinde kalan eski duygularımın kahramanı ile sorularla dolu hatıralarla hoş bir mutluluk içinde kaldırım kenarındaydım. Aradaki bunca mesafeye rağmen bırakılamayan yaşamların izleri hiç silinebilir miydi? Bir roman vardı. Gerçekçiydi. Şöyle başlıyordu. Geçmişte genç olduğum zamanlardı. O akşam üstü her akşamki gibi yine dersten çıkmıştım. Okulun merdivenlerinden henüz inmeye başlamışken oldukça sertçe bir şeylerle sırtıma vurulmasıyla birden geriye dönüp tepkimi göstermek isterken, elinde defterler ve kitaplar olan içten gülen bir güzel yüzden dolayı yapılan davranış o anda çok hoşuma gitmişti. Nasıl kızabilirdim? Aynı sınıfta okuduğum açık toprak rengindeki yüzü ile karşımda bir güzel kadın vardı. Merdivenlerden caddeye doğru şakalaşarak indik. Caddede durduk. Yüz yüze caddede laflarken fark ettim ki saçlarından birkaç tutam kulaklarının dışına rüzgârın etkisiyle dalgalanıyordu. Bir an dahi olsa dokunmak istediğimden gayri ihtiyari ellerimi sarkan bir tutam saçına doğru yavaşça uzatarak kulağının arkasına doğru hafifçe bıraktım. Ne hoş bir an idi benim için. Saçlarına dokunuşuma hiç tepki göstermedi. Saçları oldukça sertti. Kıvrım kıvrım dalga dalga akan nehir misaliydi. Yer ve yurt bilmeyen bir kabileye ait olduğunu söylemişti. Ovalarda yaşarlarmış. Güler yüzlüydü, sıcakkanlıydı. Farkında olmadan ikimizde duygusal konulara girmiştik. Kalbinde bir tek kişiye yer vermeliymiş. Benim hakkındaki sezgisinde haklıydı. Gitmeliyim demişti. Yaşadığı evin önüne kadar yürüdük. Akşam oluyordu. Hava rüzgarlıydı. Ayrıldık. Bir daha hiç konuşmadık. Yollarımız o akşam ayrılmak zorundaymış. Ertesi gün gitmişti. Ben hala onunla düşüncelerimde karşılaşıyorum. Acaba yaşadığı yere gitsem görebilir miyim? Neden mi? Kişinin zamanın durdurulamayan akışı içinde hep yüzleşmek istedikleri olabilirdi. Zaman hızlı geçiyordu. Ayrı ülkelerde bile çok hızlıydı. Kim bilir nerededir ve ne yapıyordur? O bir Kızılderiliydi.