Hayal ve İz
Seni artık görmesem de hayaline ulaşmam için kendimi zorlamaktayım. Seni düşünmek istediğimde hayalinin kapısını çalıyorum. Bazen coşkuyla, bazen de zorlukla hayalinin resmini görmeyi yaşamak için gecenin karanlığını beklemek zorundayım. Gecelerde yalnızlığın içindeyken, hayaline bir an önce ulaşmak için karanlığın duygularımda aydınlığa dönüşeceği gece yarısının sessizliğini bekliyorum. İşte o anlarda hayalinle baş başa kalmaktayım. Etraf sessiz. Sonra gecenin karanlığında gözlerim kapalı rüyalarımda iken, muğlak ve gri siluet halinde senin gerçek olmayan varlığının olduğunu hem görüyorum hem de hissediyorum. Bu öyle bir gerçek dışı gerçeklik ki, hayal ettiğinin yaşadığını yanında hissediyorsun, onunla birliktesin ve konuşuyorsun. O anlardaki duygusal ve bedensel doygunluğuna rağmen hayalinin bir türlü yüzünü göremiyorsun. Burada hayal ettiğinin yüzü hep karanlıkta kalıyor. Neden? Gerçek olmayan bir şekilde yaşamana rağmen yüzünü görememek fakat hayal ettiğin olduğunu bilmek gizem dolu dünyanın bir oluşumunun olması demektir. Duygusal belirsizlik içinde kaldığın o anlarda yakınındaki uzak mutluluğun hislerini gerçek duygularınla yaşayamadığından hep bir noksanlık yaşanılmakta. İnsan yalnızlık içinde hayaliyle kalmak ister mi? Evet ister. Çünkü bazen hayaller yaşanmış gerçeklerin ve düşsel umut dünyasının yansımasıdır. Giderken iz bıraktın.