Sevdiğini Kaybetme Korkusu

Yaşam gerçekçiliğini yaşayan kişiler olarak korkularımız bulunmaktadır. Korkulara  zihinsel yatkınlığımızdan dolayı bu durumları yaşatacak olaylarla karşılaştığımızda saklı endişelerimiz davranışlarımıza  yansımaktadır. Etkilendiğimiz durumlardan bir tanesi  duygusal olarak bağlandığımız kişiyi bir başka kişiye kaptırma veya terk edilerek kaybetme korkusudur. Kişi canlılarının devamlı olarak yüz yüze geldiği bu gerçeklik yaşantımızın asla ayrılmayan  ve unutulmayacak parçası haline gelmiştir. Tarihin geçmiş derinliklerinde zor doğasal şartlarda yaşayan atalarımızla, günümüz insanlarını karşılaştırdığımızda, atalarımızın  yiyecek bulmadaki zorluğu,güvenli kalacak mekan sorunu yanında doğa karşısındaki hayatta kalma zorluğuna karşın, günümüzde şehirlerde yaşamanın verdiği can güvenliği, insanların açlık korkusu olmadan yaşaması kişinin sevme dünyasında yeni bir takım farklı istek, fırsat ve duyguların oluşmasını sağladığı gözlenmektedir. Elbetteki meydana  çıkan yeni yaşam şartlarının sağladığı artışlar, kadın ve erkeğin birbirine duyduğu duygulardaki olumlu ve olumsuz davranış halindeki farklılıkların birbirlerine daha fazla ilgi gösterilmesini gerektirdiğinden, kişilerin içsel dünyasında geçmişe göre ileri aşamaya geçişin işaretleridir. Kadın ve erkek arasındaki görsellik içeren duygusal davranışlar daha öznel, daha bilinçli ve daha özgür olarak kişilerce yaşanmak istenmesi yönünde gelişmeler artık günlük yaşamdadır. Kadın ve erkeğin ekonomik, teknolojik ve sosyolojik gelişmelerin kişisel özgürlüklere gittikçe egemen olmasıyla duygusal özgürlükleri yaşamak isteyen dişi ve er kişilerinin kendi partnerini seçme şansını artırmaktadır. Bu artış zorunlu olarak ilişkilerde kalite denen kavramı öne çıkarırken, diğer yandan da yeterli desteği olan ve baskın bir gelişme olması nedeniyle toplumsal istekleri de bu yöne çevirmesi için zorlamaktadır. Bir bilinmeyen yolculuğa çıkmış olan insan duygusal gelişimini en kaliteli şekilde yaşamak istediği şeklide yönlendirme çabasının devam edeceği anlaşılmaktadır. Geçmiş tarihin derinliklerinde kişilerin yaşadığı kişisel ilişkilerdeki doğasal özgürlükteki devamının gelmemesinin en büyük nedeni ekonomik ve teknolojik ve sosyolojik desteklerin dönemin şartlarından dolayı olmamasıydı. Şimdilerde yaşanmak istenenler ise daha özel, kaliteli ve daha bağımsız şekilde yaşama desteklerinin olmasındandır. Kişiye yaşama hakkıyla verilen fiziksel birliktelik içeren duygusal yakınlaşmanın  yaşanması gereken olduğu zaten bilinmektedir. Bu özgürlüklerin getirileri olduğu gibi olumsuz yönlerinin olması kaçınılmazdır. Günümüzde iyi bir partner bulduğuna inanan bir kişinin partnerini başkalarına kaptırmamak gibi bir zorluğu olduğundan her zamankinden daha fazla duygu ikizine bağlılığını göstereceği çabalar göstermesi gerekmektedir. Günümüzde ve gelecekte eşitlikler ve özgürlükler ve özgün istekler dişi veya erkeğin daha fazla partner bulma şansını artırdığından dolayı sahip olunanı kaybetme korkusu dişi ve er kişilerce geçmiş tarihlerde yaşanmış ve günümüz ve gelecekte dahada rekabete açık hale geleceği görülmektedir. Bu gerçeklik günümüz duygusal birlikteliklerinin veya evliliklerinin korkusu olacağa benzemektedir. Hayatın rekabeti bir yandan verilirken diğer yandan geri almak için hiçbir fırsatı kaçırmadığı bilindiğinden, kişiler sevdiğini kaybetme korkusunu yenmek için değer verdikleri her şeye iyi sahip çıkmanın gerekliliğini kavrama yeteneğini artırmanın çeşitli yollarını bulmak için çaba sarf etmelidirler. Yani bağlılıklarını geliştirecek yol ve yöntemleri geliştirmelidirler. Örnek isterseniz sevdiğinizi her gün duygusal ortağınıza söylemekle başlayabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir