Duygulara, Düşüncelere ve Dürtülere Ulaştığımızda

Kişinin yaşaması gereken duyguları, düşünceleri ve dürtüleri vardır. Doğaya uygun olan her şey iyidir. Kişi doğayla uyum içinde var olmuş varlıktır. Doğasız kişinin sözü de düşünselliği de olamaz. Varlığını hissederek yaşayan kişi duygularının, düşüncelerinin ve dürtülerinin temelini doğadan alır. Doğa kendi içindeki güzelliğini yine düşünsel,görsel ve his coşkunluğuyla yaşatır. Yaşamın güzelliği kişinin doğal rahatlığı içindir. Doğanın kendi varlıklarına karşı kendi ve mecburi doğal değişiminin dışında haksızlık ettiği hiç bir neden yoktur. Yeter ki kişi doğayı değiştirmeyi bilmeden kalkmasın ve onun kurallarına uysun. Ayrıca doğa kendi değişimini ve çeşitliliğini yavaş yavaş kendi kendine yapar. Melodiler gibidir. Melodi melodiyi çağrıştırır. Basamaklar halindedir. Doğanın kişilerde oluşturduğu melodilerin sesleriyle iç içeyiz. Doğanın renkleriyle kişide oluşturduğu melodilerini dinliyoruz. Doğanın hissettirdiği melodileri dinlerken bir gerçeklik var ki kişilerin doğanın çoğulculuğundan, renkliliğinden, farklılığından, biricikliğinden tam olarak faydalanamadığının açıkça belli olmasıdır. Mesela öz benliğimizin bütün varyasyonlarıyla melodileri duygularımızla doyumsuz bir tat ile dinlerken daha fazlasının olduğunu fark ediyoruz. Fakat daha fazlasını elde edemiyoruz fakat ulaşmak istiyoruz. İşte bu istemeler kişinin doğasından kaynaklanır. Fiziksel halimizle bazı hallerde kısıtlandığımız gibi, melodilerin coşkunluğunu bedensel zihnimizde daha fazla hissedip daha fazlası için çabalamalıyız. Kokuları olabilecek en fazla şekilde içimizde koklayamamışsak, gözlerimizle en derinlikli görüş açısını kazanamamış isek, kulaklarımızla olabilecek bütün sesleri işitemiyor isek, tat ve dokunma gibi olabilen ve bunların dışında var olan yeteneklerimizle doğanın bahşettiklerine tam olarak ulaşamadığımızda, kişiler doğanın  verdiği yeteneklerin ancak bir kısmının farkında oluyor demektir. Bu sebeple her şey düşünüyor, biliyor, anlıyor, işitiyor, görüyor, tadıyor, dokunulma kısmen tadılıyor. Doğada her şey birbiriyle bağlantılı ve iç içe ve birbirini takip etmektedir. Ya duygularımızın, düşüncelerimizin ve dürtülerimizin tam olarak derinlemesine farkında olsaydık? Nasıl davranırdık? Melodilerin coşkunluğunu şimdikinden daha fazla hissetseydik, yaşam doygunluğumuz daha fazla olabilirdi. Dikkat edilirse her kişide geliştirilebilir yetenekler vardır. Fakat parmakla sayılabilecek kadar az sayıdaki kişilerde bazı belirli yetenekler diğer kişilerden kat be kat fazladır. Bu yetenekleriyle diğer kişilerden kendi yeteneğini kullanma açısından daha ilerde olduklarından bunun avantajlarını yaşamaktalar. Demek ki kişinin doğal yapısı bu tür bir gelişmeye çok açık bir şekilde yaratılmıştır. Bu şu anlamada gelebilir. Duygularımızın, düşüncelerimizin veya dürtülerimizin gelişmesi için bilimsel çalışmanın yolu günümüzde açıldığından dolayı, yeni birtakım yeteneklerin kişi yaşantısına girmesi demektir. Bu kazanılacak yetenekler bilimin yardımıyla kişinin hayat yolculuğunun tüm yönlerini geliştirebilir ve farklılaştırabilir. Şimdi soru şu doğallığı zorlayarak daha fazlası mi, yoksa olan yeteneklerimizle doğasal gelişmeyi kendi mecrasında beklemekle yetinecek miyiz? Daha fazlasını istersek şu anki kişiyi oluşturan bütünlükler ile çok acılar gelebileceği gibi, güzellikler gelebilme ihtimalini göz ardı etmemek gerekecektir. Belki ilk aşamada. Belki daha sonraki aşamalarda yeteneklerimizin daha fazlasına ulaşılacaktır. Bu yetenekler iyi ve kötü anlamda veya etkide kullanılır olacaktır. Her şeyin bedeli vardır. Hangi nesil bu bedeli tam olarak ödeyecektir bilinmez. Fakat bu nesille başlayacak küçük adımların seslerini duymaktayız. Kişi doğasal gelişimi aşacak akılsal yeteneğe ulaştığını zannetmektedir. Kendini geliştiren, ilerleyen ve yetiştiren öz, kendi özüne karşı gelmek istiyor. Yani öz öze karşı geliyor. Ne kadar ne zamana kadar ve niçin? Kendimizi aşmamız mı gerekiyor. Mecbur muyuz? Yoksa kişi gelişimini artırarak sürdüren varlık olduğundan her şey her türlü yolu zorlayarak gelişmenin gelişmesiyle mi olacaktır? Evet. Mutlu olmak ise bütün bunların denenmesi ve yaşanması neticesinde anlaşılacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir