Hoşça Kal Sevgili

Seni ilk gördüğümde çok çekiciydin. Latin ülke kaynaklı koyu krem bir yüz renginin yanında uzun saçların vardı. Saçlarının uçları kıvrım kıvrımdı. Yüz rengin gibi saçlarının rengi de çok hoştu. Güneş ışığının mat haliydi. Gözlerin ışıl ışıldı. Enerjini her an yansıtıyordun. Aynı sınıftaydık. Orada tanışmıştık. Nerelisin derken nereli olduğumdan başlayan bir tanışma faslı başlamıştı. Kendi ülkende benim ülkemin insanlarının değerli olduğunu söylediğinde maalesef benim ülkemde senin ülkenin insanlarının hemen hemen hiç olmadığını ve hiç kimseyi tanımadığımı söylediğimde bunun normal olduğunu söylemiştin. Çünkü ülkelerin insanları daha yeni yeni değişen dünyayla birlikte birbirlerini tanımaya başladığını söylemiştin. Sen ile ben tanışmıştık. Gelecekte insanlar ülkeler arasında iletişimler arttığında birbirlerini daha çok tanımaya başlayacaklar dediğinde bilgili bir insanla tanıştığımı anlamıştım. Mesleğini sorduğumda mimar olduğunu öğrenmiştim. Gerçi sınıftaki konuşmalarından ve yazılarından eğitimli olduğun belliydi. Bakışlarınla beni kendine çektiğinin belki ilk zamanlarda farkında bile değildin. Senin için her şey normal bir tanışma hikayesiydi belki de. İlk başlarda bende böyle zannetmiştim. Her neyse. Günlerden bir gün okulun yakınındaki ara sıra gittiğim restorana bir akşam yemeği içim gitmiştim. Siparişi almak için masama doğru ilerleyenin sen olduğunu görünce çok şaşırmıştım. Hey sende buraya geliyormuşsun dediğinde evet dediğimi hayal meyal hatırlıyorum. Kendi kendime ne rastlantı demiştim. Gözlerindeki parıltının izlerini şu anda bile o an net olarak hatırlıyorum. Gülümsemenle birlikte dişlerinin tamamını o anlarda tek tek sayabilirdim. Her neyse yemeğimin siparişimi verdim ve bittikten sonra oradan ayrıldığımda iyi akşamlar dediğinde kafamı sallayarak sana da demiştim. Daha sonraki günlerde okul günlerinde ara sıra konuşur sonra okul çıkışı bazen yollarımız ayrılana kadar birlikte yürürdük. Hiç unutamadığım günlerden bir anım var ki yine sınıftan çıkmış merdivenlerden yalnız başıma inerken birden birisinin sırtıma vurduğunu ve ne oluyor veya kim diye baktığımda ellerinde defter kitaplarla seni gördüm. Gülümsüyordun. Çocuklar gibi oyun oynamak isteği ile dolu bir gülümsemeyle merdivenleri  elindeki defter ve kitaplarla sırtıma ve omzuma vura vura birlikte indik. Dışarı çıkıp ilerlerken birden bir genç adamın seninle konuşmak istediğini duydum. Tanıdıktı. Sınıf öğretmeni erkek bir öğretmendi. Onun konuşma isteğini kabul edip önüme geçip onunla yürümeye başlamıştın. Önümden giderken birden geri dönüp bana bakmaya başlamıştın. Yüzünde acılık içeren bir bakış vardı. Öğretmenin neden seninle konuşmak istediğini anlamıştın. Umutsuzluk rüzgarları kapımı aşındırmaya gördüğümle artmaya başlamıştı. Yollarımızın ilk ayrılışı işte o anda başlamıştı. Sonraki günlerde öğretmenin arkadaş olmak istediğini ve kesinlikle reddettiğini söylemiştin. Sonraki günlerde benim özel hayatımı sorgulamaya başlamıştın. Evli misin, bekar mısın gibi sorular sormaya başlamıştın. Sana hiçbir zaman bu konularda hiçbir şey söylemeyecektim. Nedenini ben biliyordum. Belki de seni kaybetmek korkusu bunları yaptırıyordu. Bir zaman sonra bazı şeyleri zannedersem anlamıştın. Benim gibi birinin asla yalnız kalmayacağını lafın arasında söylemiştin. İşte o günlerden sonra artık benden uzaklaşmalar artmaya başlamıştı. Üzülüyordum. Sonra spor yaptığım bir gün yolda karşılaşmıştık. Hayranlığımla yüzüne bakıyordum. Birden elim saçlarından bir tutama gitti. Rüzgar saçlarını havalandırıp gözlerini kapatıyordu. Yavaşça saçlarının bir tutamını kulağının arkasına doğru tutturdum. Ayrılma anı geldiğinde kendine çekerek sarıldın. Kendi ülkende insanlar eğer birbirlerini tanıyorlarsa ayrılırken sarılmalılar demiştin. Sarılmadan ayrılırlarsa insanlar yanlış anlarlar dediğin sözlerini hiç unutmadım. Ve orada ayrılmıştık. Kendimle alakalı saklı gerçekleri bildiğimden yaşamda olabildiğince tat almaya ve hayatın içinde kalmaya devam ediyordum. Sınıflarımız ayrılmıştı. Yine ara sıra aynı restorana gidiyordum. Yine bir gün yemek için girdim. Birden sen geldin. Gülümsüyordun. Nasılsın derken birden parmak uçlarınla bir kız arkadaşını bana gösterdin. Ne demek istediğini ilk başta anlamadım. Sonra çengel işaretini yaparak bunu yakala diye göstermiştin. O anda diğer kız gülümseyerek bana bakıyordu. Bende sana kafamı sallayarak daha ilk anda olumsuzluğumu belirtmiştim. İşte ben böyle bir adamdım. Beğendiğimi beğenirim beğenmediğime ilk anda tavrımı gösteririm. Bana ne kadar önem verdiğini veya acıdığını veya yalnız bir yaşamın içinde olduğumu yaptığın o hareketle anlamıştım. Belki de yardımcı olmak istemiştin. Sonraları iyice uzaklaşmaya başlamıştık. Artık yıllar yılları kovalıyordu. Bir gün seni yolda gördüm. Bir adam vardı. Birlikte yürüyordunuz. Adınla seslendim. Sende bana el salladın. Yanındaki sordu. Kim bu adam diye  sen eski bir okul arkadaşım demiştin. Evet o okul arkadaşına yıllarca çok yakınındaki gerçeğinle  ve hayalinle hayat vermiştin. Beni hep yakınında tutmuş ve yalnızlığın girdabında çırpınırken hayata tutunmamı sağlamıştın.  Varlığın varlığımla tanışmış ve akan bir pınarın hayat suyuna dönüşmüştü. Sana bilmediğin bu gerçekler için çok teşekkür ederim. Son olarak söylemek istediğim iki cümle var. Hoşça kal, seni unutmadım

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir