Acı Gerçekler Aşkların Neticesinden Doğar
Kişilerin yine kendi isteklerinden ve duygusal bağlarından kaynaklanan acı gerçekleri vardır. Kişiler düşünceleri, duyguları ve dürtüleriyle hayattaki devamlılıklarını sağlamaktadır. Birbirine duygusal olarak bağlanmış dişi ve er kişi arasında mutluluk kendiliğinden ve coşkuyla başlamaktadır. Doğanın canlılara zorunlu olarak yaşattığı acı gerçekler kişilere ilişkilerinin başlangıçlarında yeteri kadar anlaşılamaz. Doğanın insandaki zihni duygusal ilişki başlangıçlarında yaşanacak her şeyi kişilerin içselliklerinde olumlu göstermek özelliğine sahiptir. Kişiler duygusal ilişki başlangıcında kötü olacak hiçbir şeyin kendilerine yaklaşamayacağını ve yakışmayacağını veya yaşanmayacağını sanmaktadırlar. Düşünen her kişi kendisini biricik ve zeki varlık olarak görmeyi tercih etmektedir. Dişi ve er kişisinin cinsel birleşmeleriyle yeni fertler olduğunda, aile üyelerinin birbirleriyle yakınlık derecelerinin önemi gittikçe azalan bir trendi vardır. Dişi ve er kişi (erkek) veya bunların yavruları arasında fikri konuda veya başka bir konuda bir birine karşı gerçek bir tavır koyma durumu söz konusu olduğunda, aile bireylerinin birbirlerine karşı davranışlarında önemli çelişkiler veya tarafgirlikler oluşmaktadır. Er kişi, bir dişiyi istediğinde ve elde ettiğinde asla istediği dişinin tek gözdesinin yalnız kendisi olduğunu sanmamalıdır. Fakat er kişi bir dişinin ilk gözdesi olmayı her zaman arzulayan taraftır. Bu gerçeklik er kişinin kendi egemenliğinin her zaman öncül olması isteğinin belirgin şekilde ifadesidir. Dişinin davranışı ise biraz daha farklıdır. Korunmasını ve sahiplenmesini ve yaşamasını sürdürmeyi sağlayan er kişinin hayatını birlikte sürdüreceği son kişisi olmasını her zaman diler. Bilinçli bir dişi en çok göze çarpan, arzu edilen ve aranan olduğunun farkındadır. Ayrıca dişi ve er kişi arasında yavruları söz konusu olduğunda birbirlerine karşı ve yavrularına veya yavrularının onlara karşı olan davranışlarında farklılıklar oluşmaktadır. Bir dişi için zorunluluk olduğunda yavrusu, er kişiden ve kendisinden bile her zaman daha değerlidir. Dişi aylarca vücudunda taşıdığı varlığı, yaşamı ortaklaştığı yaşamdaki er kişisinden daha fazla korumak ister. Dişi önemli bir yol ayırımında yavrusu veya er kişisi arasında tercih etmesi veya daha yakın ilgi göstermesi söz konusu olduğunda yavrusunu her zaman öncelikle tercih edecektir. Çünkü kendisine ait bir varlık olarak ve neslinin temsilcisi olarak yavrusunu gördüğünden ve içsel sevgisini vermesi gerekenin yavrusu olduğunu hissettiğinden böyle davranmaktadır. Dişi kendi neslinin yavrusu tarafından sürdürülmesinin çok önemli olması ve hem kendisinin hem yavrusunun şimdilik veya gelecekte korunmaya ihtiyaç duyması gibi nedenlerle bunu yapmak zorunda kendisini hissetmektedir. Burada birey olmanın özgürlüğünü ve doğasal zorunluluğunu kendisine ait gördüğü yavrusu için kullanmaktadır. Er kişi ise dişi ve yavrusu arasında düşünce, davranış olarak yalnız kalmanın çaresizliğini yaşamaktadır. Her ne kadar her iki bireyi sevmesine rağmen onların aralarındaki kuvvetli bağ karşısında doğanın kendisine verdiği dirençle bu gerçekliği kabul etmenin daha doğru olduğunu yapmaktan ahlaken kaçınmayacaktır. Er kişi hayatın zorluklarını kabul eder. Duygusallıkla oluşturulmasına rağmen yaşamsallığın tehlikeye düştüğü zor anlarda fedakarlığıyla ve cesaretli kararlarıyla zihinsel ve fiziksel yapısı ödüllendirilmiştir. Yavrunun aile bireylerine davranışı ise daha farklıdır. Yavru için dişinin varlığı çoğu kere yani aksi bir neden geçmişlerinde olmadıkça er kişiden daha değerlidir. Bunun değişik nedenleri vardır. Örneğin dişinin zayıf olarak düşünülmesi veya bebekliğinden itibaren kendisiyle daha fazla ilgilenmesi ve korunmasıyla doğal yakınlık içindedir. Yine de bilinçli canlılar hiçbir zaman kendisini aynı ailenin fertleri arasında biricik olduğunu sanmamalıdır. Her bireyin zamanı geldiğinde bir konuda veya sorunda muhakkak aile üyeleri arasında tercih nedeni olacaktır. Bu sebeplerle hiçbir aile ferdi kendi fertlerinin gösterdiği umulmayan davranış özelliğine şaşırmamalı, üzülmemeli, bu gerçeği kabul etme yüceliğini kendi benliklerine kabul ettirmelidir. Acı gerçekler aşkların neticesidir. Ayrıca acı gerçekler yaşanmadığında yaşamın kendi içindeki anlamlılığı da kaybolmaktadır. Unutulmamalıdır ki, kişi acılarıyla bütünleşmiş ve onsuz yaşayamayacak şekilde var edilmiş veya oldurulmuştur. Doğa bunu canlılara yaşatmış ve isteseler de istemeseler de bunu kabul ettirmiştir. Düşünen canlı zorlukları yenebilen bir varlık olarak yaşamdadır. Çünkü doğa bireyi ve bireyselliğin vazgeçilmezliğini kendi içinde yaşamakta ve canlılara bu gerçekliği zorunlu olarak yaşatmaktadır. Acıyı yaşamak hayatın süreğenliğidir. Mutluluklar acılarla kardeştir. Biri olmadan diğeri olmadığı gibi yaşamın anlamı da olmayacaktır. Acıları içselleştirirken, mutluluklar umut edilmelidir. Acı gerçekler bireylerin çoğalmasıyla artar.