Yaşamın kötü sürprizleri genç adam için bitmek bilmiyordu. Biri biterken bir diğeri başlıyordu. Genç bir kişinin vücudundaki kan damarları yoluyla gezinip duran çok kötü mikroplar bu aralar vücudunda iyice hareketlenmeye başlamıştı. Durdurulması imkânsız bir şekilde kanının içinde dolu dizgin bölünerek ilerliyorlardı. Vücudunda olanın farkına varamadığı bir hayatın içinde hayatta kalmak için çalışması için iş bakıyordu. Genç adam bir iş görüşmesine gitmişti. İyi geçmişti. Belki işe alacaklardı. Öyle umut edinmişti. Görüşmeden sonra bütün gün dışarıda yürümüştü. Yorgundu. Gün bitmişti. Evine gelip hemen uyumuştu. Geceydi; birden ne nasıl olduysa uyandı. Paniklemişti. Neden uyanmıştı; o anda bir türlü anlamadı. Üzerinde bir tuhaflık hissetmişti. Elini yüzünü yıkamak için lavaboya gittiğinde eli boynuna gittiğinde birkaç tane küçük şişkinlik fark etti. Eliyle onları kontrol etti. Serttiler. İltihaplı değildiler. Olsaydı içini boşaltmak için patlatacaktı. O gece hastaneye gitti. Doktorun dikkatini boynundaki bezeler çekmişti. Bir şeyin şimdilik yok demişti. Bir sakinleştirici iğne yapmış ve en yakın zamanda şehirdeki en büyük hastaneye gitmesini ve şişkinliklerin tahlilini yaptırmasını söylemişti. Ertesi gün bir şeylerin vücudunda gezintide olduğunun artık farkındaydı. Bir tuhaflık vardı. Fakat bir türlü izah edemiyordu. Şehirdeki en büyük hastaneye gitmişti. Bezelerine bakan doktor operasyon için derhal randevu vermişti. Doktor görünüşe göre çok ciddiye almıştı. Fakat bir hafta sonraya randevu vermişti. Sıra vardı. Beklemeliydi. Yapacak başka bir şeyi yoktu. En iyi hastaneye gelmişti. Evine gelmişti. Morali bozulmuştu. Üzerindeki tatsızlığı kendisi hissediyordu. Fakat görünen hiçbir belirti yoktu. Nasıl bir durum yaşadığının hislerini bir tek kendisi biliyordu. Zamanın kendi aleyhine olacağının farkındaydı. Daha fazla beklemek istemediğinden yakındaki dispansere gitmişti. Oradaki hemşire emekli ve tecrübeliydi. Derhal bu şişkinlikleri alıp tahlile gönderelim deyip ertesi gün gelmesini söylemişti.Ertesi gün bir operatör doktor gelip boynundaki şişkinliklerden parça almıştı. Tahlil neticesi gelmişti. Hemşire iyi değil demişti. Hastaneye git ve raporu göster demişti. Ne yapacağını bilmiyordu.Nedenini anlayamamıştı. Ertesi gün dış kapıya çıkmıştı ki karşı binada oturan ara sıra karşılaştığı bir tanıdık doktorla yine karşılaşmıştı. Merhabalaştıktan sonra sıkıntısını söyleme gereğini duymuştu. Fizik doktoruydu. Doktor elleriyle kontrol ettiğinde ve tahlil neticesini gördüğünde derhal Çapaya gitmesini söylemişti. Genç adam onun bu sözlerinden sonra bir şeylerin yanlış gittiğinin artık farkına varmıştı. Sormaya çekiniyordu. Kötü olan hiçbir şeyi duymak istemiyordu. Fizik doktoru yakındaki bir iş yerine girip boş bir kâğıda Çapada ki doktor hocalarına yazı yazmıştı. Bu mektubu getiren kişiye gereken ihtimamın gösterilmesini belirtmişti. Hastalıkla ilgili kendi tahminini de eklemişti. Bu yazdığı yazıları vermesi gereken rektörün ve doktor arkadaşının isimlerini ve bulundukları makamları ayrıca söylemişti. Genç adamın yapacak başka bir şeyi yoktu. Fizik doktoru tanıdığının yazdığı yazılarla Çapaya aynı gün gitmişti. Yapılan ilk kan tahlillerden sonra hemen o gün doktor reçete yazmıştı. İlaçların ucuz olmadığını ve her yerde bulamayacağını söylemeyi de ihmal etmemişti. Doktor referansla gelen genç adam için derhal müdahaleyi uygun görmüştü. Bu ilaçların vereceği tepkinin neticesinde tedaviye devam etmeyi düşünmüştü. Eğer bu ilaçlardan sonra bozulan kan değerleri kısmen düzelmiş gelirse, hastalığa ilk darbeyi vurmuş olacaktı. Daha sonraki aşamalarda tekrar ilaç tedavisine dönecekti. Doktorun bu düşüncelerinden habersiz olarak genç adam ilaçlarını almak için eczaneye gittiğinde fiyatlarının yüksekliğinden başının belada olduğuna kanaat etmişti. Sigortası yoktu. Fakat ekonomik durumu iyi olduğundan zorlanmadan ilaçları almıştı. Reçetesini yazan doktoru, ilk ilaç verilme işleminin hastanede olacağını söylemişti. Bunun nedenini de anlamamıştı. Neden böyle bir şart olsun ki diye merak etmişti. Hastaneye geri dönmüştü. Oradaki hemşirelerden şişman olanına elindeki ilaçları göstermişti. Hemşire yanında sana refakat edecek kimse var mı diye sormuştu. Genç adam kimsenin olmadığını söylediğinde senin için zor bir gün olacak demişti. Yine zorluğun zorluğuyla karşılaşacağına inanmaya başlamıştı. Neden bu kadar ilgilenmişlerdi. Doktor fazla bir şey dememişti. Hemşire açıklama yapmamıştı. Neler oluyordu. Sıranın kendisine gelmesini beklerken içeri dışarı çıkan kişilerin üzüntüsünü görüyordu. Ağladıklarını tedavi gören yakınına, kızına veya oğluna veya anne ve babasına göstermeyen kadın ve erkekler vardı. Hele köylü olduğu her halinden belli olan kısa boylu yaşlı bir adam vardı ki yanındaki on veya on iki yaşındaki oğlunu gösterip bunu o alçak hastalığa teslim etmeyeceğim demesindeki hırsı yine tam olarak anlayamamıştı. Üç tane çocuğumu bu hastalıktan toprağa verdim dediğini duyduğunda tüyleri diken olmuştu. Yanındaki dördüncü çocuğuydu. O anda yaşlı köylünün bu hastalık karşısında aciz kalışıyla içi cız etmişti. Yaşlı köylü adam çaresizliğine güçlü iradesiyle karşı koymaya çalışıyordu. Onun bu direnişine hayran kalmıştı. Yıkılmak istemeyen haliyle son çocuğunu kurtarmak istiyordu. Hastalık onun idaresinde değildi. Fakat üç çocuğunun tedavisiyle kendisi uzun yıllar mücadele ettiğinden hastalık kendi vücudundaymış gibi hissetmeye başlamıştı. Dördüncü çocuğuyla aynı bedeni yaşar şekilde bu hastalığı yeneceğini söylemesi, bir yıkım değil, bir yok oluş hikayesine karşı çıkışının başlangıcı olduğunu söylediği bu sözlerinde direnç vardı. Dördüncü çocuğunun da aynı türden hastalıktan sonra iyileşmeyeceğini belki biliyordu. Çaresizliğe karşı koyuş hikayesini söylemekle, bunu alt edeceğine inanmak isteyen yaşlı adam için bir şey yapamamanın çaresizliğini yaşamaktan dolayı üzgündü. Sessizce yaşlı köylünün yanında ayrılmanın zamanı gelmişti. Genç adamın içinde inanılmaz derecede tanımlanması güç bir moral yıkım o anlarda oluşmuştu. Yaşlı köylüye uzun uzun baktı. Elinde kalan son çocuğu için hastalığa öyle bir karşı koyuşu vardı ki yaşlı köylüye diyecek hiçbir şey bulamamıştı. Bu nasıl bir hastalıktı anlamamıştı. Kendisi de aynı yerdeydi. Buraya gelenlerin hastalığı aynı mıydı? Yapacak bir şeyi o anda yoktu. Kapıda bekliyordu. Hemşirenin çağırmasını beklemekten başka elinden hiçbir şey gelmiyordu. Çaresizdi. Ailesi uzaklardaydı. Gelmelerine imkân yoktu. Kendi zorluklarıyla baş başaydılar. Kardeşleri vardı. Onlarla ilgilenmek zorundaydılar. Hem kendi durumu o kadar kötü değildi. Kendi ihtiyaçlarını karşılayabiliyordu. Onlarla uzun zamandır ne haber alıyordu ne de kendi durumunu hakkında bilgi veriyordu. Ona yardım edecek kimseler yoktu. En sonunda hemşirenin çağırmasıyla içeri girip gösterdiği yatağa uzanmıştı. İlaçlarını bir serumun içine karıştırıp bağladılar. Yavaş yavaş damlalar halinde asıldıkları yerden ilaçlar damar yoluyla kanına karışıyordu. Yaklaşık bir saat süreyle bu işlem devam etmişti. Kanına karışan serumla verilen her damla ilaç içerideki düşmanın beklemediği bir saldırı olduğu gibi kötüye ilerleyişini durduracak ve onu tekrar yaşama bağlayacak etkiye sahip olduğunun o anlarda farkında ise hiç değildi. Serumun bitmesinden sonra vücudunda birtakım değişikliklerin olacağının ilk işaretlerini de almaya başlamıştı. Midesinden kusma belirtileri gelmesine rağmen kusamıyordu. Bünyesi kusma olmasını zorlarken gençliğinin diregenliği buna şimdilik tepki gösterip engelliyordu. Sinsi düşmanla daha yeni tanışmıştı. Bir zaman sonra düşmanın her yenilgisinde kusmalarının gittikçe çoğalarak ilerleyeceğini bu aşamada ise hiç bilmiyordu. Yatağından hemen kalkmamasını hemşire söylemişti. Biraz bekle sonra kalkarsın dediğinde işinin zor olacağına bir defa daha inanmıştı. Evine nasıl gidecekti. Bir müddet sonra dışarıya gitmek için ayağa kalktığında zor durduğunu fark etmişti. Ne olmuştu. Bilmiyordu. Neden olmuştu, biliyordu. Tabi ki İlaçlar yapmıştı. Hastanenin kapısına kadar zorla gelmişti. Derhal bir taksiye binmişti. Adresi söylemişti. Yoldaki süreyi bilememişti. Çünkü ilaçların bünyesini sarsmasıyla kendisini kaybetmek zorunda kalmıştı. Kendinden geçmişti. Taksi şoförü adrese yaklaşınca seslenmişti. Sokağını tarif etti. Evine fazla yaklaşmadan taksiden inmişti. Kimsenin kendisini taksiden inerken perişan ve halsiz haliyle görmesini istemedi. Yavaş yavaş dikkat çekmeden evine girmişti. Yatağa attı kendini fazla hızlı olmayan bir şekilde. Gözleri kapanmak istemişti. Vücudu yeni ilaçlarla sarsılmıştı. Savaş vardı. İçerideydi. Görünmeyen iki düşman karşılaşmıştı. Bir diğerini yenmek için kıyasıya o anlarda çarpışıyorlardı. Bu savaşın hedefindeki bedeni taşıyan kişiydi. Her iki taraf savaşmak için onun vücudundan başka bir alternatif bulamamıştılar. Orada olmalıydılar. Çünkü taraflardan kötü olanı yerleşeceği fiziksel alanı onun vücudunda bulmuştu. Yiyeceği ve çoğalması için en uygun ortam aradaydı. Çoğaldıkça kendi kendini yiyip bitirdiğinin hiç farkında olmayan hastalık, doymaz bir şekilde bütün hızıyla yerleştiği vücutta her yöne dağılıp ilerlemek istiyordu. Hastalık yerleşecek yuvasını uzun yıllar aramıştı. Gittikçe irileştiğinden yaşam yeri dar gelmiş ve aynı vücutta yeni yerleşim yerlerine saldırmaya başlamıştı. Yerleştiği yeri zaman içinde yok edip başka yerlere hücum edecekti. Vücutta yaşayacağı yeni yeri neredeyse bulmak üzereydi. Bu sebeple iyice hareketlenmişti. Tam yerini bulduğunda bedenin içindeki kişinin yaşamını perişan edecekti. Hayat standardını artık iyice düşürmüş olacaktı. Bedenin içindeki tükeniş çarkı inanılmaz derecede hızlanacaktı. Böylece genç adamın hayatının sonlanmasını tamamıyla hızlandırmış olacaktı. Hastalık öyle hemen kişinin hayatını bitiremeyecekti. Yıllar içinde yavaş yavaş yeryüzünü ona terk ettirecekti. Acı çektirecek, Solduracak, zayıflatacak, her zayıflattığında halsizlikten gözlerini kapattırıp sessiz bir şekilde uyutup son darbeyi bu esnada vuracaktı.
Bütün bunlar olurken genç adama yardım etmek isteyen güç canını dişine takmış düşmanıyla savaşıyordu. Bunlar dışarıdan takviye olarak aldığı ve vücuduna enjekte ettiği ve edeceği ilaçlardı. Dosttular. Fakat düşmanla savaşması için ondan fedakârlık bekliyorlardı. Ona zarar verecektiler. Dost düşman demeden İçini yakacaktılar. Bu kötü etkiye rağmen, ilaçlar, onun yaşamasının devam etmesini sağlayacaktılar. Genç adamın bedeni dost ve düşmanın arasındaydı. Kendisine zarar verip te iyilik yapmak isteyen ilaçlı dost kuvvetten yana olmak zorundaydı. Ve öylece de yapmıştı. İyilik yapmak isteyen ilaçların kendi üzerinde çalışmasına müsaade etmişti. Bu müsaade den sonra geçen anlar ve evinde geçen birkaç saat sonunda, ilaçların sarsıcı etkisi kendisini her dakika daha fazla hissettiriyordu. İlaçların etkisiyle artık kendisini tamamıyla kaybetmeye başlamıştı. Ara sıra kendine geldiğinde kusmak istiyor, fakat bir türlü kusamıyordu. Düşman yenilgiyi kabul etmemek için direniyordu. Kusma başladığında düşman ilk yenilgisini alacaktı. Her nerede yaşıyor ve saklanıyorlarsa serumla birleştirilmiş ilaç onu eninde sonunda en uçta ve en ince damarlarına kadar takip edecek ve bulacak yılmadan saldırdıkça saldıracaktı. Kötünün bu takipten kaçması mümkün değildi. Nasıl olduğunu geçtiğini anlamadığı saatler geçmişti. Birdenbire midesinde bir hareketlenme olmuştu. Bir şeyler daireler halinde gibi midesinde harekete geçmişti. Çok hızlı hareket ediyordu. Dönme dolap gibiydi. Derhal yatağından kalkmak istese de bunu yapacak kuvvetinin olmadığını fark ettiğinde nasıl etkili bir ilaç aldığının da farkına artık varmıştı. Banyoya doğru zorla hareketlenmişti. İçeri girdiğinde boğazından dışarı çıkmayı bekleyen midesinde her ne varsa delicesine akan nehir gibi dışarı fırlamışlardı. Kustu. Yine kustu. Tekrar yatağına dönmüştü. Yine uyumak istemişti. Gücü kalmamıştı. Yine kusmak için kalktı. Durmak bilmiyordu. Bütün gece kusuyor bir yatıyor bir kalkıyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. Tek bildiği bu kusmalar geçene kadar bu tedaviye katlanmak zorunda olduğuydu. Yaşamının devamını istiyordu. Pes etmeyi sevmiyordu. Hayat güzeldi. Her ne halde veya durumda olursan olsun yaşam sevinciyle birlikte olmayı istemişti. Kendisine bu duruma alıştırması gerektiğini, bu kusmalar esnasında kabul etmişti. İçinde olan bir inanç ona bir gün bu sıkıntıların biteceğini söylemişti. Korkmuyordu. Gerçek olan bir duyguydu. Korkma ve diren hisleri aklının içinden neşe dolulukları içinde geçiyordu. İnanılmaz hislerin olduğu anları yaşamakta olduğunu anlamıştı. Cesaretlenmişti. Hastalığa direnişini cesaretiyle göstermekteydi. Bu cesareti nasıl birden almıştı. Bilememişti. Nedense yaşamına devam edeceğine olan inancını içinde dolu dolu hissediyordu. İnanılması zor olan durum buydu. İlk günden başlayarak bu illetten korkmamıştı. Korku bilinçli bir şekilde aklına bile gelmemişti. Bu düşündürtmemeyi kim ve ne sağlamıştı. Bildiği tek bir yol ve inanç vardı. O yaratıcıya inancını hiç kaybetmemişti. Her şeyi oluruna bırakmıştı. Bu tedaviye başlamadan önce hep doğru insanlar ve doktorlar karşısına çıkmıştı. Bu bir şans mıydı? Yoksa koruyucusu onun için mücadelemi ediyordu? Ertesi gün biraz kendine gelir gibi olmuştu. Fakat hiçbir şey yiyecek durumda olmadığı gibi bir şeyler yediğinde kusmaktan korkuyordu. Uyumak istiyordu. Acıkmıştı. O gün akşamına kadar odası ile tuvalet arasında ilk günkü aralıklarla olmasa da gidip geldi. Sadece ara sıra biraz su içiyordu. Ardından midesinde daireler çizen bir hareket tekrar oluyordu. Ve banyoya gidip kusmaya devam ediyordu. Midesinden bu aralarda yeşil ve biraz katı sıvılar çıkmaya başlamıştı. Üçüncü günün öğleden sonrası kendisini artık daha iyi hissetmeye başlamıştı. Yemek yapacak kimse yoktu. Evinde olan biber, domates kızarttı. Patates ve etli haşlama yaptı. Yoğurt vardı. En son mercimek çorbası yaptı. Gıdaya ihtiyacı olduğunu biliyordu. Vücudunu kuvvetli tutmalıydı. Çok açtı. İlk olarak yemeğe çorbayla başlayacaktı. Eğer kusması olursa çıkarması kolaydı. Midesinden ilaç kokuları geliyordu. Çorbayı içmeye başlamış ve tabağın sonuna yaklaşmıştı ki midesinde sıvı halde daireler fır fır dönmeye başlamıştı. Banyoya girdiği anda içtiği bütün çorbayı bir anda hortumdan akan tazyikli su gibi çıkarmaya başlamıştı. Çorbayla birlikte midesindekileri dışarı atmıştı. Rahatlamıştı. Bir ferahlama hissetti. Yemek yiyecek hale geldiğini hissetmişti. Yemeklerini yavaş bir şekilde yemeye başladı. Yine de içinde korku vardı. Yine kusarsam diye. Masasındaki bütün yemekleri yemişti. Doymuştu. Vücudu gelen yiyecekleri sevmişti. Yemek yedikten sonra hastalığını da yeneceğine iyice inanmıştı. İştahı yerindeydi. Eğer iştahı yerindeyse vücudunun içindeki düşmanın yapacak fazla bir şeyi olamazdı. Buna bütün kalbiyle inanıyordu. Vücudundaki düşmanı onu içten kemirirken, dışarıdan doğanın sebzeleri ve meyveleriyle ve ilaçlarıyla onunla mücadele edecekti. Birden hatırladı ki, canı her nedense bu hastalığın tedavisine başlamadan birkaç ay önce turşu çok istemişti. Bakkaldan devamlı turşu almıştı. İnanılması zor olan hayatında bu kadar turşuyu hiç yememişti. Turşusu bittiği halde canı yine turşu istiyordu. Nedense, bu canının turşu isteğini bir türlü o dönemde anlayamamıştı. Üzerinde fazla durmamıştı. Neredeyse üç günlük uykusuzluk ve açlığın üstüne yediği yiyeceklerle vücudunda bir rahatlamanın farkına varmıştı. Doktorun verdiği ilaçlar iyi gelmişti. Üzerindeki tuhaf durum sanki azalmış gibiydi. Bekleyecekti. İlaçların etkisi yirmi gün kadar süreceğinden doktoru kendini iyi hissettiğinde gel demişti. Tedaviye yirmi günün sonunda ışın tedavisi ile devam edecekti. Hemen ondan sonra tekrar ilaç tedavisine devam edecektiler. Doktorunun planı böyleydi. İlk ilaç tedavisinin ardındaki iki hafta sonra yavaş yavaş tekrar vücudu kuvvetlenmeye başlamıştı. Yüzündeki solgunluk devam ettiğinden insanların ilginç bakışlarını fark ediyordu. İnsanların ne kadar meraklı olduğunu, bu hastalıkla fark etmişti. Bari bu kadar insanı incelemesinler diye kendi kendine söyleniyordu. Çevresinde yakını olmadığından tek başına bu mücadeleyi vermek zorundaydı. Bunun çok iyi farkındaydı. Aslında bu daha iyiydi. Yanına birkaç tane akrabası gelip üzüntülerini gösterseler bundan kötü etkilenebilirdi. Kimsenin kendisine acır halde bakmasını istemiyordu. Yalnızlık kuvvetli olmak demekti. İradesinin kuvvetine inanıyordu. Kendisinin bu kadar güçlü olmasına da ayrıca inanmamıştı. Demek ki insan yalnızlığın, güçsüzlüğün, çaresizliğin pençesinde kaldığında kendi gücünün farkına daha iyi varırmış diye düşündü. Hayatın içinde bu kadar zorlukla baş başa kalan herkes kendi gücünün farkına demek ki zor anlarda daha iyi varıyormuş. Bu hastalık sayesinde kendini de tanımaya başlamıştı. Işın tedavisi için geçen iki haftanın ardından bir haftası kalmıştı. Bir hafta sonra doktorunun dediği gibi ışın tedavisine başlayacaktı. Boynunda bulunan birkaç tane sert, sabit duran beze için. Bezeler birkaç hafta içinde ışınla yok olacaktı. Doktoru yüzüne kırmızı uçlu bir kalemle hastalıklı bölgeyi çizmeye başlamıştı. Hemen hemen boynunun tamamıyla beraber yüzünün bulunan elmacık kemiğinin hemen altına kadar olan bölgeyi bir kaleyi duvarlarını andırır biçimde çizerek hastalığın sınırlarını çizmişti. Bu sınırların içinde kalan bölge ışın tedavisinin uygulanacağı alandı. Işın tedavisi fazla uygulandığında deride yanıklar meydana getirebilirdi. Hemen aynı gün ışın tedavisine başlamışlardı. Kocaman bir makinenin altına yattığında ürkmüştü. Nasıl bir makineydi. Hastane görevlisi ışınları işaretli bölgenin içine doğru ayarlamıştı. Bir kısa zaman süreci içinde bitti demişti. Yaklaşık on beş yirmi dakika kadardı. Tamam demişti görevli teknisyen. Genç adam bu kolaymış dedi içinden. Teknisyen yaklaşık olarak dört hafta boyunca gelmesini söylemişti. En azından ilaç tedavisi gibi değildi. Her tedavi için hastaneye gelirken insanlar yüzündeki kırmızı çizgileri görünce dikkatlice bakıyorlardı. Genç adam atkı ile bu çizgileri kimselere göstermek istemese de yazın ortasındaydı. İnsanlar bu havada bu atkı niye daha fazla meraklıydılar. Ortalıkta bir komedi vardı. Işın tedavisi için gelip gitmelerinde dişlerinde siyahlıklar oluşmuştu. Birkaç dişinin bir kısmı erimişti. Bunu ışın tedavisini yapan teknisyene söylediğinde yüzü kızarmıştı. Yaptığı umursamazlığın farkına varmıştı. Teknisyen görevini tam yapmamıştı. Normalde ağzının içine dişlerini koruyacak şekilde tahta parçaları koyması gerekiyordu. Bunu yapmamıştı. Tedavisi devam ederken saçlarında tutam tutam dökülmeler başlamıştı. Neler oluyordu. Birden elini saçlarına götürdü. Bir tutam çekti. Tamamı elinde kalmıştı. O güzelim saçları elinde duruyordu. Birden ne kadar ciddi bir hastalıkla uğraştığını bir kere daha fark etti. Saçlarının döküldüğünü gördükçe hiç bu kadar hastalığına üzülmemişti. Yavaş yavaş hastalığın yan etkileri başlamıştı. Önce vücudunu yıkacaktı. Sonra tedavi başarılı netice verirse her şey yerli yerine gelecekti. Saçları tekrar çıkacaktı. Doktora kontrole gittiğinde kendisine saçları için endişe duymamasını söylemişti. Işın tedavisi bitmişti. Bezeler yok olmuştu. Teknisyen her şey yolunda gitti demişti. Tekrar ilaç tedavisine başlamışlardı. Her seferinde aynı şey oluyordu. Işın tedavisinin sonrasında tekrar başlayan ilaçlarla fenalaşmalar, kusmalar, halsizlik her yirmi günde bir ilaç yüzünden tekrarlıyordu. Beş defa daha ilaç vermişlerdi. Her seferinde bu hastalık için verilen ilaçlarla tek başına mücadele ediyordu. Hep aynı şey oluyordu. İlaçtan sonra hastaneden taksiye biniyor. Sarhoş olmuş gibi eve geliyor ve kendisini yatağa adeta atıyor ve saatlerce öylece kalıyordu. Bir zaman sonra gittikçe fenalaşıyor ve günler süren kusma nöbetleri başlıyordu. Sonra kendi kafasına göre pişirdiği yemekleri kusma nöbetleri bittiğinde yiyordu. İradesi ona şunu öğretmişti. Bu hastalığa yakalanan sensin ve sen onu bitirmek için uğraşacaksın. Bu arada bu tedaviye kemoterapi tedavisi dediklerini öğrenmişti. Verilen her ilaç tedavisinden sonra zaman zaman bu tedaviye yeter deme ihtiyacı da duymuştu. Çünkü gittikçe ilaçlar ağır gelmeye bu yaşamı artık yeter derecesine getiriyordu. Tedaviden tiksinmeye başlamıştı. Her ilaç tedavisinden sonra daha kötü kendisini hissediyordu. Vücudunun dayanma gücü azalmıştı. Kusmaları daha da fazlalaşmıştı. Aklına her şeyi bırakmak geliyordu. Fakat bunu yapamıyordu. İradesi tedaviye devam et diyordu. Kazanacaksın hisleri içinde dalgalar halinde atıyordu. Son ilaç tedavisinden sonra bu defa hap ile tedaviye devam edecekti. Bu tedavi birkaç ay sürecekti. Doktoru her şeyin yolunda gittiğini söylemişti. Bu hapların bitişinden sonra son defa kontrole doktora gittiğinde artık her altı ayda bir gelmesini istemişti. Tedavi sonuna kadar saçları tamamen dökülmüştü. Solgun bir yüz ve yel tel saçları olan kel bir kafası vardı. Toparlaması zor olacaktı. Fakat iyi olacaktı. İçindeki umutlar tedavi sonucunda artmıştı. Yaşamında bir şeylerin yolunda gittiğini anlamıştı. Üzerindeki tuhaflık tamamıyla bitmişti. Tedaviden sonraki haftalarda içinde bir enerji patlaması oldu. Konuşma isteği çoğalmıştı. Hayatla yeniden tanışıyor gibiydi. Bunu bir arkadaşıyla konuştuğunda iyice fark etmişti. Geçen hastalık dolu aylardan sonra turşuyla arası hiç olmadı. Nedense artık canı turşuyu çok fazla istememişti. Hayat turşu olmadan daha güzeldi. Sonraları öğrendiğine göre turşu hastalıkla mücadele ediyormuş. Vücudu güçsüzlükten turşuya ihtiyaç duyuyormuş. Yeniden dünyaya bakma zamanı gelmişti. Bugüne kadar yaşadıklarından daha farklı olarak dünyayı değerlendirecekti. Kaldığı yerden devam edecekti. Artık tamamıyla düzelmişti. Tehlikeyi atlatmıştı. Çalışma hayatından geldiğinden piyasalara yabancı değildi. Ne nerede satılıyordu biliyordu. Tedavi sürecine başlarken arabasını satmıştı. Parası az kalmıştı. Elde ne varsa bu hastalık için harcamıştı. Zaten iyileşmeseydi parası da az kaldığından bu dünyayı neredeyse çulsuz biri olarak terk edecekti. Sürpriz olmayacaktı. Zaten hem aciz bir canlı olarak hem de beş parasız bu dünyaya gelmiştik. Öyle gitmenin bir sakıncası yoktu diye kendisiyle dalga geçerdi. Yaşamak çok güzeldi. Bu hastalıktan sonra İradesine daha saygı duymaya başlamıştı. İş arayacaktı. Hayat devam edecekti. Geçmişi geride bırakmalıydı. Yıllar yılları kovalıyor genç adam yaşlanmış olmasına rağmen enerjisiyle yaşamı hala kovalamaya devam etmekteydi. Kendisine yeni bir yaşam çizgisi oluşturmuştu. Yaşamdaki her nesneye farklı bakıyordu. Yaşam var olan her canlının hakkıydı.